24 Mart 2012 Cumartesi

Türk Mitolojisinde Hayvanlar - 1

Anka, Simurg, Phoenix, Garuda, Grifon, Karakuş

Bu fantastik hayvanların, farklı kültürlerde yer almakla birlikte özde birbirinden türemiş oldukları söylenebilir. Phoenix esas itibariyle Mısır Mitolojisinde, Simurg ise İran Mitolojisinde görülür. Bunun Arap-İslam kültüründe yansıması Anka ya da Zümrüdüanka'dır. Garuda ise Hint Mitolojisinde yer almaktadır. Bunlara karşılık, nitelikleri bu yaratıklara benzeyen Karakuş (ki kartal olabileceği ihtimali üzerinde durulur) Türk kültürü ve mitolojisine aittir. Bütün mitolojilerde yer alan Grifon ve gerçek hayvanlar (akbaba gibi) bile zaman zaman bu gruba girer.

Grifonlar göğü, tan ağarışını, ilim, irfan, kuvvet gibi kavramları ifade eder. Türk sanatında özellikle kartal başlı grifonlar yaygın olarak görülür. MÖ II. binyılda Shang devrine ait koyun kürek kemiklerinde yırtıcı kuşların Gök Tanrı'nın simgesi olduğu ifade edilir.
Garuda Figürü

Hint mitolojisinde önemli yeri olan Garuda, Türk mitolojisinde de yer almıştır. Garuda; bir kartalın gagası, pençeleri ve başına sahiptir. Gövdesi, kol ve bacakları insan görünümündedir. Annesi Vinata, babasıysa Kasyapa'dır. Hayat Ağacı'nın dalları üzerinde bir yuvada bulunan yumurtadan çıkmıştır. (bu, şamanların benzer şekilde doğumuyla karşılaşılaştırılabilir.) Garuda'yla ilgili birçok efsane vardır. Bu efsanelerde Garuda, ya kutsal yılanlar olan nagalarla mücadele eder, ya da tanrılara karşı gelerek onlarla savaşır. Tanrılarla giriştiği bir mücadelede başarılı olamayınca tanrı Vişnu'nun binek hayvanı olur.

Bu açıdan ve doğuş şekli nedeniyle onu Türk mitolojisindeki Er-Töştük Destanı'nda yer alan Karakuş'a benzetebiliriz. Destan metnine göre Hayat Ağacında yuvası bulunan Karakuş avlanmaya gittiği zaman, her sene bir ejderha musallat olup, yavrularını yemektedir. Bu kez de aynı şey olacakken Er-Töştük ejderhayı öldürür ve yavruları kurtarır. Bu iyiliği üzerine Karakuş onu yeryüzüne indirmek üzere sırtına bindirir. Yolda kahramanın hayvana verdiği yiyecek bitince, kendi etini kesip verir. Yere indikleri zaman Karakuş bu fedakarlığı görür ve onun yaralarının iyileşmesini sağlar.

İran mitolojisinde Gaokerena Ağacının tepesindeki Saena kuşu sonradan Senmurw ve Simurg olarak anılmıştır. Bu kuşun bazı özellikleri açısından diğerleriyle benzeliği vardır. İran etkisiyle Türk mitolojisinde de yer almıştır. İslamiyetten sonra özellikle tasavvufla ilgili mitsel özelliklerin sezildiği hikayelerde karşımıza çıkar.

Öte yandan Devlet Kuşu olarak kabul edilen Hüma'nın, Yakutlarda Umay ya da Imı adıyla talih kuşunun ismi olarak geçtiği anlatılır. Bu kuşun Anka ya da Zümrüdüanka ile ilişkisi vardır; çünkü onun için söylenen birçok şey Anka Kuşu için de geçerlidir. Sirenler (kuş başlı kadın gövdeli koruyucu varlıklar), Harpiler de (kadın göğsü ve başına, akbaba pençelerine sahip ölümle ilgili varlıklar) bu grup içinde ele alınabilirler. Bu gerçeküstü ve daha çok uçan cinsten olan hayvanlar Türk sanatında da tasvir edilmişlerdir.

Ejderha

Ejderha, bütün dünyada Çin mitolojisi ve sanatına ait kabul edilirse de Türk mitolojisi ve sanatında da büyük yer tutmuştur. Bu masal hayvanı, gök ve yer-su unsurlarına bağlı olarak geniş bir uygulama alanı bulmuştur.

Türklerde özellikle erken dönemlerde bereken, refah, güç ve kuvvet simgesi olarak kabul edilmiş bu efsanevi yaratık, Ön Asya kültürleriyle ilişkiye geçildiğinde bu anlamları zayıflamış ve daha çok altedilen kötülüğün simgesi olmuştur.

Behram Gur'un Ejder Öldürüşü
Çin kaynaklarında Shih-Chi ve Hou-han-shu'da gök ve yer ibadetlerinden bahsedilirken Hunların bir ejder festivali düzenlediğinden söz edilir. Hsiung-nuların merkezlerinin Ejder Şehri olarak anılışı da belki eskiden bazı Türk toplulukları arasında ejder kültünün varlığını ortaya koyuyor.

Türk kozmolojisinde yer ejderi ve gök ejderinden söz edilir. Yeraltında ya da derin sularda bulunan yer ejderi bahar dönümünde yerin altından çıkıyor, pullar ve boynuzları oluşarak gökyüzüne yükseliyor, bulutların arasına karışıyordu. Böylece yağmur yağmasını sağlayarak, bereket ve refahın oluşmasına katkıda bulunuyordu.

Çin mitolojisinde imparatorluk simgesi olan ve bazen hayat iksiri efsaneleriyle ilişkilendirilen ejder bu yönüyle de Türkleri etkilemiş, Türk mitolojisinde su, bolluk ve yeniden doğuşun timsali sayılmıştır. Çin'de olduğu gibi aynı zamanda Türk hayvan takviminde de yıl simgesi olarak yer almıştır.

Uygur devrinde olumlu bir simge olmaya devam eden ejderin bazen ilahlarla ilgili olduğu anlaşılıyor. Gök çarkını bir çift ejderin çevirdiği düşünülüyordu. Öte yandan Uygur mitolojisinde yarı insan yarı ejder özellikleri gösteren ejder hanlarından da bahsedilmektedir; bu halleriyle Fu-hsi ve Nu-wa tasvirlerini hatırlatırlar.

Ortaçağ Türk metinlerinde ejderin çeşitli alegorik anlamları ifade etmek üzere kullanıldığını görüyoruz: Hükümdarlarla ilgili olarak ele alınıyorsa iktidarın; din, tasavvuf gibi konularla ilgili zikrediliyorsa dünyanın insanı yolundan saptıran tuzaklarını vb. ifade eder.

Kartal ve Avcı Kuşlar

Türklerin milli simgelerinden olan kartal, şamanist uygulamalarda çok yaygın olarak karşımıza çıkar. Yakutların en yüksek ruhları taşıdığına inanılan hayvan, Gök Tanrı'nın timsali olarak ya da şaman ruhunu ifade etmek amacıyla Dünya Ağacı'nın tepesinde tasavvur ediliyordu.

Hayvan ata ya da yardım ruhlardan birini temsilen zaman zaman şaman elbisesi üzerinde yer alıyordu. Önemli bir türeme simgesiydi. Özellikle Göktürk ve Uygur devirlerinde kartal ve diğer yırtıcı kuşlar, hükümdar ya da beylerin timsali, koruyucu ruhun ve adaletin simgesiydi. Güneşi ve aynı zamanda güç ve kudreti ifade ediyordu.

Gök Tanrı'nın simgesi olarak ona ve bazı yırtıcı kuşlara kurban sunuluyordu. Özellikle sanat tarihinde mücadele sahnelerinde zafer kazanan hayvan olarak yer alan kartal, gök unsuruna dahil olup, olumsuz kavramlara karşı iyi olan unsurları temsil etmektedir.

Kartalın hükümdarlık, güç, kuvvetle ilgili simgesel anlamları İslamiyetten sonra da devam etmiş, hatta zaman zaman arma olarak da kullanılmıştır. Söz konusu yırtıcı kuş ya da kuşlar bu anlamları ifade eder biçimde gerek küçük sanatlarda gerekse mimari eserler üzerinde kabartma olarak yaygın bir biçimde kullanılmıştır.

Kurt
Kurdun proto-Türk topluluklarında bir totemken, Hun devrinde ata kültünün bir parçası haline gelmiştir. Türk dünyasının çeşitli yerlerinde kaya veya mezar taşları üzerinde ya da şaman elbisesi ya da malzemelerinde tanrı-kurt tasvirlerine rastlanır.

Kurtla ilgili olarak zamanla gelişen hayvan-ata kavramı devlet, hükümdarlık vb. unsurların simgesi de olmuş, gök ve yer unsurlarıyla ilgili çeşitli anlamlar kazanmıştır.

Çin kaynakları kurdun egemenlik ve yiğitlikle ilişkisi hakkında bilgiler sunmaktadır. Bir Çin yıllığında "Sancaklarının başına altında kurt başı takarlar. Muhafızlarına, savaşçılarına fu-li (börü) derler. Çin dilinde anlamı kurt demektir, yani kurttan doğmuşlardır..." denilmektedir.

Hsiung-nulara ait Noin-Ula kurganından çıkarılan ve bayrak haline gelmiş keçeden torba şeklindeki bir tözün bağlı bulunduğu yerde, yani gönderin tepesinde bir kurt başının bulunması, bu hususların Hunlardan beri geliştiğini gösteriyor.

VI-XIII. yüzyıllara ait Doğu Türkistan'daki Türk freskolarında kurt başlı gönder(bayrak) tasvirlerine rastlanmaktadır. Bu şekilde tasvirlere İslamiyetten sonraki minyatürlerde de rastlanır.

Türk-Çin mücadeleleri esnasında beyaz kurdun haraç veya vergi olarak değer kazanması onun Türkler arasındaki önemine işaret eder. Kurt, Oğuz Kağan Destanı'nda da yol gösterici bir unsur olarak karşımıza çıkar.

Türk astrolojisinde gök unsuruna bağlı olarak, Ögel'in aktardığına göre, Küçükayı burcu bir arabayı çeken iki at ve Büyükayı burcu ise onu kovalayan yedi kurttan oluşmuştu ve Yakutlar ayın evrelerinin oluşmasını, kurt ve ayıların dolunayı yemesine bağlıyorlardı.

Kurdun Türk kozmolojisinde göz unsuruna bağlı olarak aydınlığın ve buna bağlı unsurların simgesi olduğu anlaşılmaktadır.

Kurt öğesinin biçim değiştirme temasıyla da ilgisi vardır; örneğin Oğuz Kağan Destanı'nda gök kurdun bir ışıkla beraber ortaya çıkması buna işaret etmektedir.

Öte yandan kozmolojik unsurlara bağlı olarak, gök kurt ya da bozkurt nitelemelerinin yanında, ak kurt ya da al kurt, kara kurt ibarelerine de rastlanmaktadır. Bu tür adlandırmalar renk simgeciliğine işaret etmektedir.

Aslan

Türk sanatında aslan figürleri daha çok Budizmle birlikte görülmekle beraber, Altaylarda Pazırık kurganlarından çıkarılan eserler üzerinde aslan-grifon tasvirlerine rastlanması bu hayvanın Türklerde daha erken devirlerden itibaren tanındığını gösterir.

Hayvan mücadele sahnelerinde aslan gök unsuruna uygun olarak zafer kazanan konumdadır ve iyi-kötü, aydınlık-karanlık gibi kavram çiftlerinden olumlu olan tarafa karşılık gelmektedir. Dolayısıyla birçok hayvan için geçerli olduğu gibi aslan da savaş, zafer, iyinin kötüyü yenmesi, kuvvet ve kudret simgesi olmuştur.

Aslanın postu ve yelesi de yiğitlik simgesi olarak kullanılmıştır. Bu nedenle Türklerde uzun saçın yaygın olmasıyla aslan yelesi arasında simgesel ilişki kurulmuştur.

Kaplan

Kaplan, Türk mitolojisi ve sanatında, Çin'dekine paralel bir şekilde yer alır. Türk kabilelerinin ve yiğitlerinin en eski tözlerindendir. Türklerde kaplanın yiğitlik ongunu ya da simgesi olması, aynı zamanda astrolojiyle ilgiliydi. Dört anayönden birine ait olan ak ya da benekli pars, dört büyük yıldız grubundan birinin de timsaliydi.

Aslan gibi kaplan da bir taht simgesidir. Öte yandan zıt kavramların savaşına işaret eden hayvan mücadele sahnelerinde kaplanın galip hayvan olarak, yani olumlu unsura karşılık gelecek şekilde gösterilmiştir.

Ayı

Türk mitolojisinde önemli bir yer tutmakla beraber hiçbir zaman kartal, at ya da kurt kadar önemli olmamıştır. Yapılan araştırmalarda, Türkler ve çevrelerindeki topluluklarda görülen orman kültünün, birtakım Türk topluluklarındaki ayı kültü ve simgeciliğinin temelini oluşturduğu anlaşılır. Ayı orman tanrı ya da orman ruhunun simgesidir.

Başkurtlar gibi bazı Türk toplulukları ata saydıkları ayıdan türediklerine inanırlardı. Öte yandan Yakutlar ayı kafatası üzerinde ant içiyorlardı. Ayı elbiseleri, şamanlar arasında makbuldü. Şamanın göğe yaptığı yolculuğu esnasında bazen ayı da bir yardımcı ruh olarak kullanılıyordu.

At

Uçan At Figürü
Şamanist törenlerde at, şamanın gökyüzüne çıkacağı bineği ve kurbanlık hayvan olarak önem kazanmıştır. Çoğu kere Gök Tanrı'nın simgelerinden biri olarak önem kazanmakta ve kurban olarak da sunulmaktadır. Şaman, at yardımıyla yeraltına ya da öteki dünyaya geçebildiği için at ölümün de simgesi olmuştur.

Türklerle ilgili bir çok efsane, destan ve hikayede at, sahibinin yakın arkadaşı zafer ortağı, en değerli varlığı sayılmıştır. Savaştaki faydaları dolayısıyla kuvvet ve kudret timsali de olmuştur. At sürüleri ise zenginliğin ifadesi olarak görülür.

At, Türk kozmolojisinin çeşitli unsurlarına göre de anlam kazanmaktadır; örneğin su unsurunun hayvan biçimli timsali, attır. Öte yandan su kökenli atlar denilen ve sudan çıkan kanatlı atları anlatan efsaneler de bu unsurlarla ilgilidir. Diğer bir tür efsanevi at ise; gök kökenli attır. Bu atlar da kanatlı olarak düşünülmüşlerdir.

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...